Kaynak : https://www.worldhistory.org/image/10264/shanidar-1-at-the-iraq-museum/
Birlikte Yaşama İradesi

Bu yazı bir mitin çözülüşünden değil, bir etiğin hatırlanışından doğdu. Shanidar’ın kemiği, bizim yapılarımızdan daha uzun ömürlü olabilir.

Shanidar’dan Ksenia’ya, İyileşmiş Kemiğin Gölgesinde Bir Yolculuk

Medeniyetin başladığı yere dair anlatılar çoktur.
Kimisi bir şehir kurar, kimisi bir yazı yazar, kimisi kırılmış ama iyileşmiş bir uyluk kemiğini gösterir.
Ama ya bu anlatılar göründükleri kadar masum değilse?

Birkaç yıl önce karşılaştım bu anlatıyla:
Bir öğrencinin Margaret Mead’e sorduğu, “medeniyetin ilk işareti nedir” sorusuna, “iyileşmiş bir uyluk kemiği” yanıtını verdiği söylenir.
Cevap etkileyicidir. Çünkü, denir ki, doğada bir canlı kırık bir bacakla yaşayamaz. Ona bakan biri olmalı.
İşte o bakım, o empati, medeniyetin başlangıcıdır.

Ama bir şey eksiktir bu anlatıda.
Ya da fazla: Homo sapiens.

Çünkü bu tür anlatılar, farkında olmadan bir çerçeve dayatır:
Sanki etik yalnızca insana mahsusmuş, sanki bakım yalnızca insan uygarlığının hediyesiymiş gibi.

Oysa Kuzey Irak’ta, Shanidar Mağarası’nda, 45.000 yıl öncesine ait bir iskelet bulundu.
Neandertal. Homo sapiens değil.
Shanidar 1 dediler ona.

Felçliydi. Kördü. Kolunu, bacağını neredeyse hiç kullanamıyordu.
Ama yaşadı. 40 yaşını geçti.
Bu, o çağda bir mucizeydi.
Biri ya da birileri onu taşıdı, korudu, besledi.
Onu, kendi zayıflığına rağmen yaşaması için destekledi.

Yani?
Yani medeniyet, türle tanımlanamaz.
Hatta belki, medeniyetle hiç tanımlanamaz.

Çünkü “medeniyet” dediğimiz şey, çoğu zaman:

  • Daha fazla kaynak için başkasını dışlamanın,

  • Kurumlar kurarak güç biriktirmenin,

  • Öteki’ni barbar, kadını nesne, doğayı mal saymanın tarihi olmuştur.

O halde bu kelimeye bu kadar kıymet vermeli miyiz?

Belki asıl kıymetli olan şey, başka bir şeydir:
Birlikte yaşama iradesi.

Bu, bir yasa değil, bir iç çağrıdır.
Bir ideoloji değil, bir sezgidir.
Bir kurum değil, bir jesttir:

“Sen zayıfsın ama ben seni taşıyacağım.”
“Sen ötekisin ama ben seninle birlikteyim.”
“Senin varlığın bana yük değil, anlam.”

Bu jest, türler ötesidir.
Şempanzede, filde, balinada, bazen kurtta, bazen serçede görülür.
Ama görünüş değil, süreklilik belirleyicidir.

Ve burada, ksenia kavramı devreye girer:
Antik Yunan’da, bir başkasının evine konuk olma deneyimi.
Tanrılar bu sınavdan geçirir insanı: konuksever misin?

Ama ben daha ileri gitmek istiyorum.

Ksenia değil sadece.
Philo-ksenia.
Başkasının hayatına konuk olmayı sevmek.

Bu, sadece kapını açmak değil; yüreğini açık tutmak.
Evini değil, bedenini, gündelikliğini, zamanını bir başkasına açmak.
Ötekini davet etmeye değil, onunla birlikte yaşamaya razı olmak.

O halde bir soru:

Medeniyet mi daha değerli olan, yoksa philo-ksenia mı?

Shanidar’ın kemiği kırılmıştı. Ama onun yanında biri vardı.
Medeniyet yoktu henüz. Ama bir şey vardı:
Yaşama, birlikte yaşama iradesi.

Ve bu irade, uygarlıklardan daha derindir.
Çünkü kurucu değildir, koruyucudur.
İnşa etmez, yaşatır.


Kaynak : https://www.worldhistory.org/image/10264/shanidar-1-at-the-iraq-museum/
Birlikte Yaşama İradesi

Bu yazı bir mitin çözülüşünden değil, bir etiğin hatırlanışından doğdu. Shanidar’ın kemiği, bizim yapılarımızdan daha uzun ömürlü olabilir.

Shanidar’dan Ksenia’ya, İyileşmiş Kemiğin Gölgesinde Bir Yolculuk

Medeniyetin başladığı yere dair anlatılar çoktur.
Kimisi bir şehir kurar, kimisi bir yazı yazar, kimisi kırılmış ama iyileşmiş bir uyluk kemiğini gösterir.
Ama ya bu anlatılar göründükleri kadar masum değilse?

Birkaç yıl önce karşılaştım bu anlatıyla:
Bir öğrencinin Margaret Mead’e sorduğu, “medeniyetin ilk işareti nedir” sorusuna, “iyileşmiş bir uyluk kemiği” yanıtını verdiği söylenir.
Cevap etkileyicidir. Çünkü, denir ki, doğada bir canlı kırık bir bacakla yaşayamaz. Ona bakan biri olmalı.
İşte o bakım, o empati, medeniyetin başlangıcıdır.

Ama bir şey eksiktir bu anlatıda.
Ya da fazla: Homo sapiens.

Çünkü bu tür anlatılar, farkında olmadan bir çerçeve dayatır:
Sanki etik yalnızca insana mahsusmuş, sanki bakım yalnızca insan uygarlığının hediyesiymiş gibi.

Oysa Kuzey Irak’ta, Shanidar Mağarası’nda, 45.000 yıl öncesine ait bir iskelet bulundu.
Neandertal. Homo sapiens değil.
Shanidar 1 dediler ona.

Felçliydi. Kördü. Kolunu, bacağını neredeyse hiç kullanamıyordu.
Ama yaşadı. 40 yaşını geçti.
Bu, o çağda bir mucizeydi.
Biri ya da birileri onu taşıdı, korudu, besledi.
Onu, kendi zayıflığına rağmen yaşaması için destekledi.

Yani?
Yani medeniyet, türle tanımlanamaz.
Hatta belki, medeniyetle hiç tanımlanamaz.

Çünkü “medeniyet” dediğimiz şey, çoğu zaman:

  • Daha fazla kaynak için başkasını dışlamanın,

  • Kurumlar kurarak güç biriktirmenin,

  • Öteki’ni barbar, kadını nesne, doğayı mal saymanın tarihi olmuştur.

O halde bu kelimeye bu kadar kıymet vermeli miyiz?

Belki asıl kıymetli olan şey, başka bir şeydir:
Birlikte yaşama iradesi.

Bu, bir yasa değil, bir iç çağrıdır.
Bir ideoloji değil, bir sezgidir.
Bir kurum değil, bir jesttir:

“Sen zayıfsın ama ben seni taşıyacağım.”
“Sen ötekisin ama ben seninle birlikteyim.”
“Senin varlığın bana yük değil, anlam.”

Bu jest, türler ötesidir.
Şempanzede, filde, balinada, bazen kurtta, bazen serçede görülür.
Ama görünüş değil, süreklilik belirleyicidir.

Ve burada, ksenia kavramı devreye girer:
Antik Yunan’da, bir başkasının evine konuk olma deneyimi.
Tanrılar bu sınavdan geçirir insanı: konuksever misin?

Ama ben daha ileri gitmek istiyorum.

Ksenia değil sadece.
Philo-ksenia.
Başkasının hayatına konuk olmayı sevmek.

Bu, sadece kapını açmak değil; yüreğini açık tutmak.
Evini değil, bedenini, gündelikliğini, zamanını bir başkasına açmak.
Ötekini davet etmeye değil, onunla birlikte yaşamaya razı olmak.

O halde bir soru:

Medeniyet mi daha değerli olan, yoksa philo-ksenia mı?

Shanidar’ın kemiği kırılmıştı. Ama onun yanında biri vardı.
Medeniyet yoktu henüz. Ama bir şey vardı:
Yaşama, birlikte yaşama iradesi.

Ve bu irade, uygarlıklardan daha derindir.
Çünkü kurucu değildir, koruyucudur.
İnşa etmez, yaşatır.

❖ Telif Durumu ❖

karakedi

CC CC CC
Creative Commons (CC BY-NC 4.0) lisansı ile lisanslanmıştır