
Akıntıya karşı olmak, akıntının tam zıt yönünde olmak değildir. Akıntıya karşı olmak kendi yolunda ilerlemektir.
Bu, akıntıyla herhangi bir açı oluşturabilir.
Dijital ve geleneksel medyada sıklıkla başarı hikayelerine tanık oluruz. Ekonomik olarak alt sınıfta yer alan birinin sınıf atlaması ya da bir engellinin yapması zor görünen bir işi başarması sıklıkla gösterilir. Hatta döne döne gösterilir ve başarı hikayesi ballandıra ballandıra sürekli anlatılır. Bu başarı hikayesine konu olan kişi hakkında övgüler düzülür ve hatta benzer durumdakiler için her daim örnek olarak da gösterilir.
Kolunu bacağını kullanamıyor ama ağzıyla resim yapıyor denir sözgelimi. Hatta salon bulursa sergi bile açacağından söz edilir. Bunu yaparken de benzer durumda olanlara yönelik alttan alta bir yergi de söz konusudur. Dolaylı yoldan beceriksizlikle suçlanırlar. Nasılsa yapan biri vardır, o yapıyorsa başkaları da yapabilir denir. Kolunu bacağını kullanamayıp ağzıyla resim yapan için engel tanımıyor denir ve yine kolunu bacağını kullanamayan diğer kişilerin de benzerini rahatlıkla eğer çaba gösterirlerse, azmederlerse yapabileceği salık verilir.
Konu sadece engelliler için değildir. Ekonomik olarak alt sınıftan olan birinin sınıf atlaması da bir başarı hikayesi olarak gösterilir. Ekonomik başarıya konu olan her ne ise buna övgüler düzülür. Hatta geldiği zor koşullar daha da zor koşullar olarak anlatılır. Bu yapılırken de yine bunu yapamayanlar için beceriksizlikle suçlama vardır alttan alta.
Tüm başarı hikayeleri anlatılırken altta başka bir fikir de insanlara empoze edilmektedir. O da sorun sistemde değil, sorun sizde. Bak yapan nasıl yapabiliyor, pekala siz de yapabilirdiniz, o kişi siz olabilirdiniz. Eğer olmuyorsa bu sistemin bir sorunu değil, sizin beceriksizliğinizdir denir. Bunun yanı sıra diğer kişilere de bu başarı hikayeleriyle örnek oluşturularak, sistemi sorgulaması değil kendini sorgulaması da sağlanır. Bu yönüyle de çifte kazanç elde edilir. Kişi böylelikle sistemi sorgulamayacak, onun eksiklerini ya da yanlışlarını sorgulamayacak ama kendisini sorgulayacak. Eğer sistemi sorgulamaya kalkarsa o başarı hikayesine konu olan kişi yapabiliyorsa sen de yapabilirdin gibi bir sistem savunusuyla karşı karşıya kalacaktır.
Engelli bireylerde de aynıdır. Onların da toplum içinde yaşayabilmesi için gerekli altyapının hazırlanmamasının eleştirilmesi yerine yapan yapıyor sen de yapabilirdin savı ile suçu sisteme değil, bireylere atmaktadır ve sistemi aklamaktadır. Engelin sistem ya da ona o alt yapıyı hazırlaması gereken toplumsal oluşum değil, bireyin kendisi olduğu algısı yaratılır. Oysa engelli bireylerin engellerine göre uygun alt yapıların hazırlanmasını toplum sağlamak zorundadır. Bunu sağlamak yerine yapan yapıyor şeklindeki başarı hikayeleriyle suçu bireye yıkmakta ve kendini hiç olmadığı kadar aklamaktadır. Böylelikle kendinin en ideal sistem olduğunu da bireylere işlemektedir. Sistemin sorunsuz olduğu asıl sorunun insanlar ve onların beceriksizlikleri olduğu herkes tarafından içselleştirilir. Buna itiraz edenler de yine bu içselleştirenler tarafından baskıların, suçlanır.
Böylelikle başarı hikayeleriyle sistem hem kendini aklamış olur ve hem de hiçbir olumsuzluktan sorumlu olmayan bir yapı algısıyla kendini yeniden ve yeniden üretmiş olur.
Dijital ve geleneksel medyada sıklıkla başarı hikayelerine tanık oluruz. Ekonomik olarak alt sınıfta yer alan birinin sınıf atlaması ya da bir engellinin yapması zor görünen bir işi başarması sıklıkla gösterilir. Hatta döne döne gösterilir ve başarı hikayesi ballandıra ballandıra sürekli anlatılır. Bu başarı hikayesine konu olan kişi hakkında övgüler düzülür ve hatta benzer durumdakiler için her daim örnek olarak da gösterilir.
Kolunu bacağını kullanamıyor ama ağzıyla resim yapıyor denir sözgelimi. Hatta salon bulursa sergi bile açacağından söz edilir. Bunu yaparken de benzer durumda olanlara yönelik alttan alta bir yergi de söz konusudur. Dolaylı yoldan beceriksizlikle suçlanırlar. Nasılsa yapan biri vardır, o yapıyorsa başkaları da yapabilir denir. Kolunu bacağını kullanamayıp ağzıyla resim yapan için engel tanımıyor denir ve yine kolunu bacağını kullanamayan diğer kişilerin de benzerini rahatlıkla eğer çaba gösterirlerse, azmederlerse yapabileceği salık verilir.
Konu sadece engelliler için değildir. Ekonomik olarak alt sınıftan olan birinin sınıf atlaması da bir başarı hikayesi olarak gösterilir. Ekonomik başarıya konu olan her ne ise buna övgüler düzülür. Hatta geldiği zor koşullar daha da zor koşullar olarak anlatılır. Bu yapılırken de yine bunu yapamayanlar için beceriksizlikle suçlama vardır alttan alta.
Tüm başarı hikayeleri anlatılırken altta başka bir fikir de insanlara empoze edilmektedir. O da sorun sistemde değil, sorun sizde. Bak yapan nasıl yapabiliyor, pekala siz de yapabilirdiniz, o kişi siz olabilirdiniz. Eğer olmuyorsa bu sistemin bir sorunu değil, sizin beceriksizliğinizdir denir. Bunun yanı sıra diğer kişilere de bu başarı hikayeleriyle örnek oluşturularak, sistemi sorgulaması değil kendini sorgulaması da sağlanır. Bu yönüyle de çifte kazanç elde edilir. Kişi böylelikle sistemi sorgulamayacak, onun eksiklerini ya da yanlışlarını sorgulamayacak ama kendisini sorgulayacak. Eğer sistemi sorgulamaya kalkarsa o başarı hikayesine konu olan kişi yapabiliyorsa sen de yapabilirdin gibi bir sistem savunusuyla karşı karşıya kalacaktır.
Engelli bireylerde de aynıdır. Onların da toplum içinde yaşayabilmesi için gerekli altyapının hazırlanmamasının eleştirilmesi yerine yapan yapıyor sen de yapabilirdin savı ile suçu sisteme değil, bireylere atmaktadır ve sistemi aklamaktadır. Engelin sistem ya da ona o alt yapıyı hazırlaması gereken toplumsal oluşum değil, bireyin kendisi olduğu algısı yaratılır. Oysa engelli bireylerin engellerine göre uygun alt yapıların hazırlanmasını toplum sağlamak zorundadır. Bunu sağlamak yerine yapan yapıyor şeklindeki başarı hikayeleriyle suçu bireye yıkmakta ve kendini hiç olmadığı kadar aklamaktadır. Böylelikle kendinin en ideal sistem olduğunu da bireylere işlemektedir. Sistemin sorunsuz olduğu asıl sorunun insanlar ve onların beceriksizlikleri olduğu herkes tarafından içselleştirilir. Buna itiraz edenler de yine bu içselleştirenler tarafından baskıların, suçlanır.
Böylelikle başarı hikayeleriyle sistem hem kendini aklamış olur ve hem de hiçbir olumsuzluktan sorumlu olmayan bir yapı algısıyla kendini yeniden ve yeniden üretmiş olur.